REHBERLİK SERVİSİ

ON İKİ YAŞINDA Kİ ÇOCUĞUNUZDA "DİKKAT EKSİKLİĞİ" VARSA...

Eğer oğlunuz yedi yaşındayken koşarak size gelip "Anne,anne kulağıma patlamamış mısır kaçtı, orada patlamış mısır olur mu?" diye sorarsa paniğe kapılmayın; hastanede, çocuğunuzla yeterince ilgilenmediğiniz fikrine nereden kapıldığı belli olmayan bir doktor onu patlamadan çıkaracaktır.

Çocuğunuz okul henüz bir ay önce başladığı halde sekiz tane kurşun kalem, üç silgi, bir pantolon, iki değişik ayakkabının teki, bir kazak ve bütün harçlığını kaybettiyse paniğe kapılmayın; bunların hepsi dükkanlardan alınabilir, önemli olan kendini kaybetmeden eve varabilmesidir.

Evin köpeği deli gibi koltuğun yastıklarını kazıyorsa köpeğinizin çıldırdığını düşünerek paniğe kapılmayın; yastıkları kaldırırsanız orada iki gün önce oğlunuza eğer yemezse sokağa gitmeyeceğini ilan ettiğiniz kahvaltıyı bulacaksınız.

On beş günlük yarı yıl tatilinin son gecesi saat 10:00 da eğer çocuğunuz, iki sayfalık bir hikaye yazması gerektiğini hatırlarsa paniğe kapılmayın. Onu, ertesi sabah okula vaktinde yetişebilmesi için yatağına yollayın, iki sene önce yazmış olduğu bir yazıyı bulup iki sene sonra nasıl yazacağını düşünerek baştan yazın. Böylece paniğe kapılmadığınız gibi yaratıcılığınızı da canlı tutabilirsiniz.

Okul yönetimi çocuğunuzun sürekli konuşarak sınıf huzurunu bozduğunu söylerse paniğe kapılmayın. Onlara, canları her çektiğinde çocuğunuzu size şikayet edebileceklerini söyleyin ama bu arada en az iki hocanın ev telefonunu temin etmeyi unutmayın. Cumartesi ve Pazar hocaları, çocuğunuzun ev huzurunu bozduğunu söylemek için mutlaka arayın.

Çocuğunuza dişini neden fırçalaması gerektiğini anlatırken, aniden "Anne, dedem neden haberleri seviyor?" diye sorarsa şaşırmayın çünkü siz onunla konuşurken onun hızla çalışan küçük (!) beyni dedesinin evindeki diş macununu tüpünün de aynı olduğunu, dedenin evine yazın gittiğinde aynı diş macunu tüpünü gördüğünü, aynı tüpü gördüğü geçen yaz gittiği dedesinin evinde haber programları ilgiyle izlendiği için çizgi film kanalını değiştirmek zorunda kaldığını hatırlamıştır. Sakın paniğe kapılmayın; neden dişini fırçalaması gerektiğini gelen üç yılda her akşam iki kere söylerseniz ilgisini çekebilirsiniz.

Çocuğunuz eğer okuldayken, dikkatini toplayıp hatırlamasına yardımcı olacak ilacını içmeyi unutuyorsa da sakın paniğe kapılmayın. İlacını, ilacını içmeyi hatırlamak için içmeyi hatırlaması gerektiğini hatırlamayı her şeye karşın en iyi kendisi hatırlayacaktır. Sakın ona hatırlatmayı unutmayın.

Eğer çocuğunuzda dikkat eksikliği (hiperaktivite) sendromu varsa
Hayatınız diğer anne babalarınkinden değişik olacak

Diğer anne babalar doktora gitmekten söz ettiklerinde…..
…….siz psikoloğa gitmeyi düşüneceksiniz…

Diğer anne babalar öğretmen veli görüşmesinden söz ettiklerinde…..
…….siz daha erken gidip hocanın gönlünü alsam diye düşüneceksiniz….

Diğer anne babalar çocuklarının karşılık verdiğinden yakındıklarında…..
…….siz haftasonunu müthiş bir olay olmadan geçirebildiğiniz için sevineceksiniz…..

Sağlıklı yaşam sürdürme konusunda böbürlenen anneler organik yiyeceklerden söz ederken….
…….siz hangi ilacı kullansam çocuğuma daha yararlı olur diye düşüneceksiniz……

Diğer babalar çocukları sevimli bir harekette bulundu diye gülümsediklerinde……
…….siz bir komedyenle aynı evde yaşadığınız için gözlerinizden yaş gelene kadar güleceksiniz……

Diğer anne babalar çocukları bir soruyu doğru cevapladı diye sevinirken……
……..siz kendi çocuğunuzun nasıl futboldan başlayıp, serçelerin uçuşunu bilimsel olarak anlattıktan sonra konuşmasını bilgisayar programları ile nasıl bitirdiğini izleyip hayretler içinde kalacaksınız……

Diğer anne babalar çocuklarında gördükleri en ufak yaratıcılığa şaşırıp kalırken……
……..siz fazla tepki göstermeyeceksiniz - çünkü sizin çocuğunuz onu iki yıl once düşünmüş olacak…..

Diğer anne babalar çocukları "çocukların yapması gereken" şeyleri yaptıklarında hiç heyecanlanmazken……
……..siz gülümseyeceksiniz, çünkü siz çocuğunuzun "çocukların yapması gereken" şeylerden tek birini yapmak için ne kadar çaba gerektiğini hatırlayacaksınız….

DİKKAT EKSİKLİĞİ SENDROMU GÖRÜLEN BİR ÇOCUĞUN BABASI NE YAPMALIDIR?

Edward H.Jacobs

Kadın ve erkek arasındaki farklılıklar, anneliğin ve babalığın farklı olmasına yol açar! Bu yüzden de annelerin ve babaların farklı yetenekleri ve farklı zayıf noktaları vardır. Kadınlar ve erkekler değişik düşünürler, değişik anlaşırlar ve insanlarla kurdukları ilişkiler değişiktir. İşte bu yüzden anne babaların çocuklarıyla oynadıkları oyunlar değişiktir, konuşma tarzları değişiktir ve disiplin yöntemleri değişiktir. Çocuklarla duygusal yakınlık kurma yeteneği annelerin tekelinde değildir. Yalnızca babaların tarzı değişiktir.

BABALAR DAVRANIŞ SORUNLARINI DAHA AZ CİDDİYE ALIRLAR

Babalar da çocuk sahibi olma stresini aynı ölçüde yaşadıkları halde anneler çocuklarının sorunlarını babalardan daha ciddi olarak algılama eğilimindedirler. Anneler tıpkı bir erken uyarı sistemi gibi çocuklarının hayatlarında bir terslik olduğunu daha çabuk anlarlar. Çocukların annelerine mesaj göndermek için uyguladıkları davranışlar vardır, diğer çocuklara vurmak, sınıfta oturmamak ya da kötü notlar almak gibi. Başka zamanlarda anne her nasılsa bunu kendi kendine hisseder. Babalar, annelerin bu rahatsızlığını, kaygılarını görmezden gelme eğilimindedirler.

Babalara göre çocukların azgın ve yaramaz olması tipik erkek çocuk davranışlarıdır. Bunun bir diğer nedeni de çocukların babalarının yanında annelerinin yanında olduklarından daha edepli davranmalarıdır. Babalar annelerin gözlemlediği yoğunlukta bir huzursuzluğa hiçbir zaman şahit olmazlar. Annelerin anlattığı öfke nöbetleri ve terbiyesizlik eğer babaların yanında cereyan ederse o zaman da bunun üstesinden annelerden daha başarılı bir şekilde gelirler.

1995 yılında DEHS olan yeniyetmelerin anne babaları arasında yaptığı bir araştırmada Edwards gençlerin anneleri ile babalarından daha fazla zıtlaştıkları görülmüştür. Annelerin, yeniyetme çocukları ile yaşadıkları sorunlar daha sık ve DEHS olmayan gençlerin annelerine göre daha yoğundur. Annelerin yeniyetme çocukları alevli tarışmalara girme oranları daha yüksektir ve bu tartışmaların annelerin ruhi sağlığı üzerindeki etkisi daha fazladır.

Barkley, 1981 yılında yaptığı açıklamada çocukların daha fazla zaman geçirdikleri ebeveynle çatışmaya girme ihtimallerinin daha yüksek olduğunu söylemiştir. Toplumda bu ebeveyn daha ziyade anne olduğu için çocukların davranış bozukluklarının anneleri ile birlikteyken ortaya çıkmasına şaşmamak gerekir. İşte bu yüzden babanın gözlemlediği çocuk annenin gözlemlediği çocuktan çok farklıdır.

BABALARIN İLETİŞİM KURMA YÖNTEMLERİ DAHA FARKLIDIR

Kadın ve erkek çoğunlukla birbirleri tarafından anlaşılamamaktan yakınırlar. Anlaşılamadığına inanan insan kendini şaşkın ve yorgun hisseder. Kadın ve erkek farklı diller konuşurlar, kadın ve erkeğin iletişim yöntemleri ve çözümleme araştırmaları her iki cins arasındaki iletişim engeline ışık tutmuştur. (Tannen 1990)

Erkekler bir çizgi doğrultusunda, mantık analizlerine ve somut verilere dayanarak düşünür ve sorunlarını böyle çözümlerler. Onlara göre sorunlar mümkün olduğu kadar çabuk çözülmesi gereken problemlerdir. İki nokta arasındaki en kısa yol düz bir çizgidir.

Bu nedenle erkekler enstrümental sorun çözücülerdir. Bu yöntem insanlarla ilgili sorunlar için de geçerlidir. Erkeklere göre çözümler basit denklemlerdir ve denklemin çözümüne gden en doğru yol en direkt ve kısa yoldur.

Babalar davranış yönlendirmesinde çok başarılıdırlar. Aile yaşamını yanlış etkileyen davranışları genellikle görür, çocuklara bunu değiştirmelerini söyler ve çocukların da kendilerini dinlemesini isterler. Hedef bir kez belirlendikten sonra babalar hedefe ulaşma yöntemini seçme şansı verir ve irade gücüne dayandırırlar. Çocukların seçim yapabileceklerine ve kendi davranışları için sorumluluk taşıyabileceklerine inanırlar. Bu inanç erkek öğretmenlerde görülür.

Bu bakış açısı davranış yönlendirmesi ve ebeveynin çocuklarında geliştirmeyi istedikleri davranışlar üzerinde odaklanmayı sağlar. Ama hedefe ulaşılamadığında ya da işler zorlaştığında hedeften vaz geçmeye ve kimi zaman da büyük ölçüde hayal kırıklığına neden olur. İşler istenildiği kadar "çabuk" sonuç vermediğinde suç, değişiklik istemedikleri için çocuğun ya da annenin omuzlarına yüklenir.

Babaların burada gözden kaçırdığı nokta çocukların davranışlarını değiştirmelerine yardımcı olabilmek için gerekli olan azim onların planladıklarından daha fazladır. Örneğin, sosyal yakınlaşmanın sağlanabilmesi çok detaylı bir organizasyon gerektirir. Biz bunu otomatik olarak karşımızdakinin sözlerini, ses tonunu, jestlerini ve vücut dilini değerlendirerek yapıyoruz. Saniyenin binde biri kadar bir sürede karşımızdaki insanın beklentilerimize uyup uymadığına karar veriyor ve onun için besleyeceğimiz duyguları geliştiriyoruz.

Erkeklerin genellikle düştükleri hata sorunun duygusal yanını yok sayarak onu olmasını istedikleri gibi basit bir şekile dönüştürmeye çalışmaktır. Duygular çözüme giden yoldaki engellerdir ve hedefe kolay ve çabuk ulaşmak için bir kenara itilmelidir.

Diğer yandan kadınlar, sorun çözümünü daha karmaşık bir hale getirecek olan kendi duygularına ve diğer kişinin subjektif duygularına ve deneyimlerine önem verirler. Kadınlar otomatik olarak kendilerinin ve karşılarındakilerin duygusal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar ve tüm bunlar hedefe giden plana uymaktan daha fazla önem taşırlar. Duyguları ve subjektiviteyi problem çözümüne katmak olasılıkların büyük ölçüde artmasına neden olur. Bu iki malzemeyle pişirilecek bir yemeğe, beş malzeme daha katarak bunların ölçülerini, pişme sıcaklığını, diğer malzemelerle karıştığında vereceği tepkiyi ayarlamaya benzer. Planlama daha uzun sürer, işlem daha karmaşıktır ve yanlış yapma olasılığı daha fazlalaşır. Ama daha lezzetli ve daha güzel bir yemek pişirmek olasılığı da fazlalaşır.

Bütün bu farklılıklar anne babaların çocuklarıyla kurdukları iletişimde farklılıklara yol açar. Araştırmacılar babaların çocuklarına duygusal destek sağlamaktan ziyade daha somut özelliklere önem verdiklerini annelerinse çocuklarına daha destekleyici ve cesaret verici davrandıklarını ortaya koymuşlardır.(Lamb 1981, Starrels 1994) Babalar ve kızları üzerinde yapılan araştırma, kız çocukların anne babalarına onların kendine davranışları doğrultusunda tepki verdğini ortaya koymuştur. Kızlar babaları ile birlikteyken tek bir işe odaklanabilmekte anneleri ile birlikteyken daha kişisel bir bağ kurabilmektedirler. (Lamb 1981)

Bu bilginin çocukları ile ödev yapacak anne babalar için yararı çok büyüktür. Babalar ödev yaparken yapılanmakta daha etkilidirler. Açık ve sağlam hedefler saptamakta ve çocuğu birlikte kararlaştırdıkları yolda adım adım götürmekte daha etkindirler. Ancak eğer çocuk bir sapmaza girer ve duygusal olarak sıkıntıya düşerse ya da bunalırsa ya da öğretmenden korktuğu için yaptığı ödeve tepki gösterirse babanın düz ve doğru yoldan böylesi bir sapmaya tolerans göstermesi zordur. Çocuğunun belirlenen işe odaklanabilmesi için öncelikle duygusal sorunlarını çözmesi gerektiğini anlayamaz. Oysa anne bu duygusal sorunları halletmekte zorlanmayacak ve hatta bunun için hedeften uzaklaşmayı bile göze alacaktır.

NASIL DISIPLIN?

Kararli: Hareketlerin sonuçlari açikça anlatilmali ve istenmeyen davranislar ortaya çiktiginda önceden açiklanan kurallarin disina kesinlikle çikilmamalidir.

Adil: Ceza her zaman istenmeyen davranisin ölçüsüne göre olmalidir. Ayni istenmeyen davranislar tekrarlandiginda bunun sonuçlari, çocuga önceden anlatilmali ve beklenmeyen durumlar yaratilmamalidir. Agir ceza hiçbir kosulda gerekli degildir; 5 dakika yaptigi isten uzaklastirma ve bir yerde oturma cezasi süreklilik gösteren istenmeyen davranislar için çok yararli bir yöntemdir.

 

Arkadasça: Çocukla kararli fakat arkadasça bir tavirla konusarak, davranislarinin yarattigi sonuçlari açiklanmali ve aldigi cezanin adil olduguna onun da inanmasinin sizin için önemli oldugunu görmesi saglanmalidir. Herseyden önemlisi onlari iyi çocuk oldugunda "yakalamayi" ihmal etmemelisiniz !

ANNE BABALAR hayatınızı güzelleştirmek ister misiniz?

1. Çocuk olmanın nasıl birşey olduğunu hatırlayın. (iyisiyle - kötüsüyle) O yaştayken siz neler hissederdiniz?

2. Anne babanız sizinle ilgilenemeyecek kadar meşgul olduğunda ne düşünürdünüz? Çocuğunuza zaman ayırın, böylece hayatlarını şekillendirirlerken onların yanında olur ve ellerinden tutarsınız.

3. Yalan söylediğinizde ve anne babanızda yalanınızı yakaladığında onların size nasıl davranmasını istemiştiniz? Peki ya anne babanız size yalan söylediğinde?........

Çocuğunuza dürüst ve açık davranın

4. Anne babanız birbirleriyle tartıştıklarında üzülür müydünüz?

5. Sizi yanlarında özel bir yere götürdüklerinde nasıl mutlu olmuştunuz?

6. Anne babanızla yemek yediğiniz sofraları hatırlayın. İyi günleri (nedenlerini) ve kötü günleri (nedenlerini) hatırlıyabiliyor musunuz?

7. Yatma zamanlarınızı hatırlıyor musunuz?

8. İlk kez kız ya da erkek arkadaşınızla dışarı çıktığınızda ne kadar heyecanlandığınızı hatırlıyor musunuz?

9. Çocuk ve yeniyetme çağlarınızda yaşadığınız cinsel tecrübelerinizi ve duygularınızı hatırlıyor musunuz?

10. En kötü öğretmenlerinizi hatırlamaya çalışın, şimdi çocuğunuzun şikayetlerini anlayabiliyor musunuz?

11. En iyi öğretmenlerinizi hatırlayın, böylece ona okulun ne kadar güzel bir yer olduğunu anlatabilirsiniz.

12. Çocuklarınıza öyle davranın ki büyüyüp evden gittikten sonra sizi görmek için geri gelsinler!

13. Onlara bağırmayın. Size bağırıldığında neler hissettiğinizi aklınıza getirmeye çalışın.

14. Her gün çocuğunuza "özel bir zaman" ayırın; 15-20 dakika yalnızca onların sizinle birlikte yapmak istedikleri bir şey yapın.

15. Onlrla konuşurken yumuşak bir ses tonu ile konuşun sizi daha iyi duyacaklardır.

16. Verdiğiniz sözleri her ne pahasına olursa olsun tutmaya çalışın.

17. Ona, "seni seviyorum" demekten utanmayın, çekinmeyin.

18. Onu her gün en az bir kez kucaklayın.

19. Sizin için zor olsa da(!) dinledikleri müziği dinleyin.

20. Televizyonda her gösterilen programı seyretmesine izin vermeyin. Seyredebileceği programları siz saptayın.

21. Ailecek oynanan oyunlara zaman ayırın.

22. Aileniz için bir anayasa hazırlayın ve şu maddelere yer verin;

DOĞRU SÖYLE

BAŞKALARINA SAYGILI OL

ANNE BABAYLA TARTIŞMA

BAŞKALARININ MALINA SAYGILI OL

ANNE BABANIN SÖYLEDİKLERİNİ HEMEN YAP

(şikayet etmeden ve öfkeyle kendini yere atmadan)

BİR YERE GİTMEDEN ÖNCE ANNE BABADAN İZİN AL

KULLANDIĞIN EŞYALARI İŞİN BİTTİKTEN SONRA YERİNE KOY

ÇEVRENDEKİLERE YARDIMCI OL

23. Koyduğunuz kurallara uyan çocuğunuzu takdir etmeyi sakın ihmal etmeyin. Farkına varılmayan iyi davranışlar tekrarlanmamaya mahkumdur.

24. Çocuğunuzun iyi davranışlarını, kötü davranışlarına oranla on kez daha fazla görün. Böylece onların kendilerini aşağı gören bir yetişkin yerine iyi yanları ile gurur duyan bir yetişkin olmalarını sağlarsınız.

25. Bir şeyi on kere söylemeyin, bir kez söylediğinizde yapılmasını sağlayın.

26. Çocuğunuzu asla öfkeliyken disipline etmeyin. Öfkeniz geçene kadar bekleyin.

27. Disiplin, çocuğunuzu cezalandırmak için değil öğretmek için bir araçtır.

28. Yalancılık ve hırsızlık suçları ile hiç vakit kaybetmeden ilgilenin.

29. Ne yapacakları, giyecekleri ve yiyecekleri konusunda emir vermekten ziyade seçenekler önerin. Onun yerine karar verirseniz, karar vermeyi öğrenmesini bekleyemezsiniz.

30. Çocuğunuzun okulu ile yakın ilişki içinde olun. Öğretmeni ile tanışın, sınıf aktivitelerine yardımcı olun. Anne babalar genellikle sınıfta yaşanan kötü olayları en son öğrenen kişilerdir, okul ile yakın ilişki bu durumu önler.

31. Karşılıklı güven, geçmişte yaşanan tecrübelere dayanır. Çocuğunuza, kazanacağı özgürlüklerin ne kadar güvenilir bir birey olduğu ile doğru orantıda olduğunu açıkça anlatın.

32. Anne babalar birarada olmaya ve konuşmaya ihtiyaç duyarlar. Çocuklar anne baba otoritesini ikiye böldükleri zaman kendileri zararlı olacak bir güce sahip olurlar. Çocuğunuza verebileceğiniz en güzel hediye eşinizi sevmektir.

33. Çocuklar onlara yakıştırdığımız etiketlerle yaşarlar, onlara lakap takarken ya da aile arasında isim yakıştırırken cok dikkatli olmalısınız.

34. Bir çocuğun kendine olan güveninin gelişmesi yaptığı ödevlerin kalitesinden daha önemlidir.

35. Merakları doğrultusunda bir ustalık kazanmasına yardımcı olun.(spor, müzik vs.) Kendine güven kişinin kendisini "usta" hissetmesi ile bağlantılıdır.

36. Çocuklar toplumsal değerleri anne babalarını izleyerek öğrenirler, onlara örnek olmaya çalışmalısınız.

37. Çocuğunuzu cinsellik ve uyuşturucular konusunda kendiniz eğitin, sakın sorumluluğu okula bırakmayın. Bizim gençliğimiz ile onlarınkinin çok farklı olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız.

38. Hatalarından ders çıkarmalarına yardımcı olun; onları aşağılayarak ya da azarlayarak değil, kendinizi onların yerine koyarak onlarla konuşun.

39. Çocuklarınıza kendi kendileri için en iyisini beklemeyi öğretin.

40. Başına gelenler için başkalarını suçlamamayı erken yaştan itibaren aşılayın. Onun savaşlarını onun için savaşmayın ama savaşmadan anlaşabilme yolları olduğunu anlatmaya çalışın.

41. İş yapmak her çocuk için yararlıdır. Odasını ya da çantasını onun için toplamamalı ve asla çantasını taşımamalısınız.

42. Kardeşler arası sevgi bağlarının kurulmasında saygı çok önemlidir, çocuklarınıza başkalarının haklarına saygılı olmaları gerektiğini anlatın.

43. Çocuğunuzla aranızdaki sorunları çözümlemekte zorlanırsanız, sorunları görmezden gelmek yerine bu işin eğitimini almış profesyonellere danışmalısınız.

44. Hata yaptığınız zaman özür dilemekten çekinmeyin.

45. İyi anne baba olmak öğrenilmesi gereken bir sanattır, öğrenebileceğiniz herşeyi öğrenin.

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE SENDROMU OLAN ÇOCUKLARIN ANNE BABALARINA İPUÇLARI

Çocuğunuzun gününü organize etmek için bir plan yapmak çok önemlidir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu olan çocuklar eğer her gün, aynı zamanlarda aynı şeyleri yaparlarsa hayatları çok kolaylaşır.

Yazılı günlük faaliyet listesi; başları sıkıştığında danışabilecekleri bir yardım kaynağıdır - diş fırçalamak ve hatta çorap giymek gibi........

Küçük yaştan başlayarak, günlük işlerini yazdığı bir defter ya da takvim tutmayı aşılayabilirsiniz.

Zamanı doğru kullanmak, Dikkat Eksikliği olan çocuklar için en zor iştir. Erken yaşta başlayan "zamanı etkili kullanma" eğitimi ve sürekli bu konuya önem göstermek çocuğunuza kazandırabileceğiniz en önemli yetenektir.

Üzücü olan; zaman zaman Dikkat Eksikliğini bilmeyen ve kabullenmeyen öğretmenlere rastlamaktır.

Bu öğretmenler, bilmeyen ama öğrenmek için gayret gösterenler ya da bilmeyen ve sendromun doğruluğuna hiçbir şekilde inanmayan, çocukların "tembel" olduğuna inananlar olarak ikiye ayrılırlar.

Öğrenmeye gayret eden öğretmenler birlikte çalışılması en heyecan verici kişilerdir. Eski sorunlara yeni çözümler bulanlar da genellikle bu öğretmenlerdir.

Kabullenmeyen ve ilgisiz öğretmenler özellikle ilkokul çağındaki çocuklarda onulmaz yaralar açarlar. Olanağınız varsa çocuğunuzu bu sınıftan almaya çalışmalısınız ama bu olanak dışıysa o zaman okul müdürü ile bir plan yaparak, öğretmenle sürekli yakın ilişki içinde olmayı denemelisiniz.

Anne babalar okulun gerektirdiği bütün kanuni yaptırımları yerine getirmeli ve bunların kopyalarını saklamalıdır. Çocuğunuzla ilgili belgeleri düzenli ve ulaşılabilir bir yerde saklamalısınız. Aynı zamanda kanunların ve okul yönetmeliğinin size tanıdığı hakları da iyice öğrenmelisiniz.(bakınız yayınlar)

Dikkat Eksikliği Sendromunun belirtileri uzun zamandır bilinmekte, tedavide kullanılan uyarıcı ilaçlar 1937 yılından beri araştırılmaktadır. Bu sendrom hakkında hemen hemen herşey bilinmektedir.

ANNE BABALAR NE YAPMALI?

Çocuklarına, bir uzman doktor tarafından "Dikkat Eksikliği Sendromu" teşhisi konulan anne babalar, çocuklarında aşağıdaki davranışları gözlemlerler:

Birden parlayan öfke, sürekli olarak otoriteye karşı savaş, "hayır" cevabını kabullenmemek, kuralları ve yapılması gereken davranışları hatırlamamak, arkadaş edinmekte zorluk çekmek.

Araştırmalar, çocukların %5inin (erkek çocuklar kız çocuklardan fazla) bu özelliklerin bazılarını ya da tümünü sergilediğini ortaya koymuştur.

İyi haber, bu çocukların aynı zamanda da çok özel yetenekleri olan çok özel çocuklar olduğudur. Yaratıcı ve tartışmaya açıktırlar ve olağanüstü gelişmiş bir kişisel adalet duyguları vardır. Onların dikkatleri "eksik" değil "değişiktir" Zeka kapasitelerinde eksiklik olmadığı ise çok açıktır. Bu olumlu yönler onlara yetişkin hayatlarında çok yardımcı olacaktır ama önce kazasız belasız çocukluk dönemlerini yaşamaları gerekmektedir.

Fazla Uyarı, Dikkat Eksikliği Olan Çocukların, Sorunlar Yaşamalarına Neden Olur

Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar, isteyerek böyle davranmazlar. Doğal olarak bütün çocuklar anne babalarına karşı gelirler ama onların böyle davranmasında başka etmenler rol oynar. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar, uyarılara çok açık olmalarının yarattığı stres dolayısıyla istenmeyen davranışlarda bulunurlar.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar biyokimyasal olarak duyularını, duygularını ve akıllarını, çevredeki uyarılar yoğunlaştığı zaman kontrol edemezler. Gördükleri, kokladıkları, duydukları, hissettikleri ve düşündükleri onları had safhada uyarmaktadır. Bazı çocuklar aynı şeyleri "baskı" karşısında duyar ve bu da hiperaktif davranışlara ya da konuşma zorluğuna yol açar.

Bu kadar uyarının içinde çocuk, dikkatini toplayacağı konuyu seçemez. Onda, herkesin istediği algılama gücünden ne yazık ki çok fazla vardır. Böylece, öğrenim hayatı zorluklarla dolu, öğrenmenin verdiği tatmin hissinden yoksun bir hal alır. Ve tabii bolca da stres.

İçine düştüğü stresi yatıştırmak için umutsuzca çırpınan çocuk hiperaktif davranışlar sergilemeye başlar ya da başkalarını kendisine tepki göstermeleri için kışkırmaya çalışır. Tehlikeli riskler almaya, ateş, bıçak ve kendisine yasaklanan herşeyle oynamaya başlar. Sanki yaşadığı uyarılardan bir başarı payı çıkarmaya çalışmaktadır.

Bir diğer grup çocuk da yaşadığı stresten bunalarak depresyona, hayalciliğe kapılır ya da rahatsız edildiğinde korkunç öfkelenir. Zorlukla bulduğu kim olduğu düşüncesine öyle sıkıca sarılmıştır ki rahatsız edilmek ona neredeyse acı verir. Kendini fazladan uyarılara karşı korumaya çalışmaktadır.

Çocuğunuza ve kendinize yardımcı olabilmenin ilk adımı, çocuğunuzun nasıl bir tatmin duygusu aradığını keşfetmektir. Bunu en iyi şekilde yapmanın yolu ise onun davranışlarını izleyerek bir defter tutmaktır.

Ancak sizden yardım isterse ona yardım edin. Amacınız, çocuğunuzu kendinize bağımlı kılmak değil sizden bağımsız olarak doğru kararlar alabilmesini öğretmektir.

VELİLER İÇİN 10 ÖNERİ

1. Okula asla sinirliyken gitmeyiniz. Öfke öfkeyi doğurur. Çocuğu, okuldan geldiğinde, öğretmeninin ondan nefret ettiğini duyan her veli doğal olarak sinirlenir. Özel yetenekleri olan çocukların velileri için bu daha da kolaydır çünkü büyük bir olasılıkla velinin de özel yetenekleri vardır. Aynı yaşlarda okulda aynı davranışlara maruz kalmıştır. Bu olguyu kabullenirseniz geçmişten kalan acılarınızı çocuğunuzun öğretmeninden çıkarmazsınız.

Öfkeniz durulduktan sonra okulu arayarak çocuğunuzun öğretmeni ile görüşün; okul, bürokratik hiyerarşi sistemi ile yönetilir. Eğer sorun sınıf ortamında yaşanmışsa önce öğretmeni arayarak söylediklerini dikkatle dinleyiniz; açıklamaları sizin için yeterli değilse o zaman okul müdürünü arayarak, sınıf öğretmenin de bulunacağı bir görüşme talep ediniz.

2. Kırıcı olmamaya çalışınız. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu ve Kaynaştırma Eğitimi konusunda bilginiz arttıkça, zaman zaman rahatsız edici durumlarla karşılaşırsınız. Örneğin; çocuğunuzun öğretmeni, yeni araştırmalarla tersi ispatlanmış bilgilere atıf yapabilir. Bazı öğretmenler yeniliğe ve bilgi akışına açık olmalarına karşın bazıları bu konuda alınganlık gösterebilir. O zaman çocuğunuza yardımcı olabilmek için başka yollar denemelisiniz.

3. Kendinizin ve karşınızdakilerin kullandıkları sözcüklere dikkat gösteriniz. Çocuğunuzun öğretmeni anlamadığınız bir sözcük kullandığında açıklama isteyin. Kimi zaman farklı kişiler aynı sözcüklere farklı yorumlar getirirler ve bu da yanlış anlaşmalara yol açar. Aynı lisanı konuşmadığınız kişilerle bir anlaşmaya varmanız zordur.

4. Kendinize "Bu sorunu kim çözebilir?" sorusunu sorunuz. Bir sorunu çözmek için girişimde bulunmadan önce bu sorunun cevabını verebilmelisiniz. Eğer çocuğunuzun öğretmeni, çocuğunuzun sorunlarına çözüm getiremeyeceğini ifade ederse o zaman müdür, rehberlik öğretmeni, okul psikoloğu ya da okulda bu konuda bilgi ve yetki sahibi birisi ile bir toplantı önerip, öğretmene yardımcı olmalarını sağlayabilirsiniz.

5. Bir plan yapınız. Çocuğunuz için uzun vadede ve kısa vadede istediklerinizin bir listesini yaparak, bir hareket planı geliştiriniz. Planınızı bir takvime uygulayınız. Kendinizi bir yöntem uzmanı olarak görünüz. Bir sorunu çözümlemek için önce sorunu tanımlamak sonra olası çözümler için kafa yormak, en başarılı olacağını düşündüğünüzü seçmek ve çözümü denemek gerekir. Eğer bir çözüm işe yaramazsa o zaman bir ikincisini olmazsa bir üçüncüsünü denersiniz. Kararlı, planlı hareket ederek kendinizi amacınıza odaklayınız.

6.Yaptıklarınızı kağıda dökerek, saklayınız. Eğer birden fazla çocuğunuz, işiniz, eviniz, gönüllü bir göreviniz ve bir kaç tane de hobiniz varsa, çocuğunuzun öğretmeni ile en son ne zaman konuştuğunuzu, nelerden konuştuğunuzu ve ne kararlar aldığınızı hatırlamak zordur. Neler yaptığınızı yazarak hatırlayınız.

7. Öğretmenlere teşekkür etmeyi unutmamalısınız. Veli-öğretmen görüşmelerinin ertesi günü bir teşekkür notu gönderebilirsiniz. Görüşme iyi gitmemiş bile olsa, öğretmene size ayırdığı zaman için teşekkür edebilirsiniz. İletişim kanallarını daima açık tutmak çocuğunuzun yararına olacaktır.

8. Kendinizi bilgilendirin. Çocuğunuzun sınıfı, kanunlar ve "özel eğitim gerektiren çocukların hakları" konusunda araştırma yaparak bilgi sahibi olunuz. Çocuğunuzun öğretmeni ile en uygun görüşme zamanı, bir sorun yaşanmadan öncedir. Okul yılı başında öğretmenle arkadaşça bir ilişki kurunuz. Okulda yapılan toplantıların hepsine katılınız. Bu toplantıların sıkıcı olduğu doğrudur ama toplantılar sırasında başka hiçbir yerde öğrenemeyeceğiniz bilgiler edinirsiniz. Okul yönetimi ile konuşarak özel eğitim gerektiren çocuklar için ne gibi yatırırmlar yaptıklarını, yapacaklarını öğreniniz.

9. Diğer velilerle dayanışma içinde olunuz. Başkaları ile benzer sorunları paylaştığınızı bilmek, kendinizi iyi hissetmenize neden olacaktır. Anne baba olmak çok zor bir iştir. Farklı bir çocuğa sahip olmak çok çok zor bir iştir. Çocuğunuzun güçlü yanları olduğunu, dünyayı farklı olarak algıladığını, değişik bir bakış açısı olduğunu, duygularının kimi zaman çok güçlü olduğunu ve kendine özgü merakları olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız.

Başkalarının çocuklarınız hakkında yaptığı olumsuz eleştirileri en iyi karşılama yöntemi; eleştiriyi cevaplarken karşınızdakinin söylediği olumsuz düşünceyi olumlu hale getirmektir. Örneğin; eğer birisi size çocuğunuzun çevre edinemediğini söylerse ona şu karşılığı verebilirsiniz, "Evet. Oğlum her zaman bağımsız ve kendine yeten bir çocuk olmuştur." Bir başkası çocuğunuzun inatçı olduğundan sözederse, o zaman da "Her zaman kararlı ve ne istediğini bilen bir çocuk olmuştur" diyebilirsiniz. Eğer birisi tutup da çocuğunuzu "garip ve acayip" olarak tanımlarsa, sizde ona "Evet. Çocuğumun yaratıcı ve hayal gücü olan bir çocuk olduğunun farkındayım." demelisiniz.

Çocuklarının yarım kalmış projelerine gömülmüş olarak yaşayan anne babalar vardır çünkü çocukları ne yapılması gerektiğinden ziyade nasıl yapılacağı ile ilgilenirler. Bazı evlerde tek bir tane işleyen el feneri yoktur çünkü çocuklar nasıl yapıldığını anlamak için el fenerini son vidasına kafar sökmüştür. Bu çocukların anne babaları ile ahbaplık kurunuz, yalnız olmadığınızı anlamak sizi rahatlatacaktır.

10. Çocuğunuzun iyi öğrenim görmesinin size bağlı olduğunu anlamalısınız. Çocuğunuzun öğrenimi için en önemli kişi onun hayatındaki en önemli kişidir; bu da sizsiniz. Çocuğunuza bol bol kitap almalısınız. Ama kitapları onun eline verip okumasını söylemeyin. Kitapları görebileceği yerlerde el altına koyun, er geç ilgisini çekeceklerdir. Değişik radyo kanallarını ve televizyon kanallarını izleyerek, onu değişik kültürler, inanışlar ve fikirlerle tanıştırın. Aile bütçenizin sizi kısıtlamasına izin vermeyin, yaratıcılığınızı kullanmalı ve kaynaklarınızı diğer ailelerle paylaşmalısınız.

Çocuğunuzla sohbet edin. Onunla konuşurken sorularına kısa ve öz cevaplar vermeye çalışın. Çocuğunuzun her anını doldurmaya çalışmayın, herkesin düşünmeye, planlamaya ve herşeyden önemlisi hayal kurmaya ihtiyacı vardır.

BENİM NEYİM VAR?

Bu bölümdeki soruların tümü 4 ile 10 yaş arasındaki çocukların merak ettikleri konulara yöneliktir. Cevaplar, çocuklara bir yetişkin tarafından okunabileceği gibi; yalnz başlarına da okuyabilecekleri gibi düzenlenmiştir.

Soru: Dikkat Eksikliği Sendromu nedir?

Cevap: Dikkat Eksikliği Sendromu, bazılarımızın hayatı yeterince net göremediği için gözlük takmaya gereksinim duyması gibidir. Dikkat Eksikliği Sendromu, olan bir çocuk dikkatini tek bir konuya toplamakta zorlanır, tıpkı senin gibi. Sürekli hareket etmek istediğin için anlatılanı dinlemekte zorlanırsın. Gözlük takanların gözlüğe kimi zaman sinir olmaları gibi Dikkat Eksikliği Senromu olmak da seni sinir edebilir. Oysa bu sendromun hiçbir korkunç yanı yoktur; yani Dikkat Eksikliği Sendromun olması senin aptal olduğunu falan göstermez. Hiçte bile. Nasıl bir sürü akıllı çocuk gözlük takıyorsa, bir sürü akıllı çocuğun da Dikkat Eksikliği Sendromu vardır.

Soru: Dikkat Eksikliği Sendromu olmak demek aptal olmak demek midir?

Cevap: Kesinlikle hayır. Dikkat Eksikliği Sendromu olan pek çok akıllı insan vardır. Elektrik ampulünün mucidi Thomas Edison bunlardan yalnızca birisidir.

Soru: Arkadaşım, "Eğer Dikkat Eksikliği Sendromun varsa, demek ki sen geri zekalısın." dedi. Doğru mu biliyor?

Cevap:Hayır, doğru bilmiyor. Dikkat Eksikliği Sendromunun akıllı ya da geri zekalı olmakla hiçbir alakası yoktur. Anne Babalarımızın da Dikkat Eksikliği Sendromu olabilir. Öğretmenimizin de; okul müdürümüzün de; doktorumuzun da. Bir itfaiyecinin, polisin, postacının, pilotun ya da astronotun da Dikkat Eksikliği Sendromu olması mümkündür. Herkesin Dikkat Eksikliği Sendromu olabilir.

Soru: Ritalin alan bir arkadaşım var, ondan hiç hoşlanmıyorum. Ritalin alırsam ona mı benzeyeceğim?

Cevap: Hayır. Ritalin senin kişiliğini değiştirmeyecektir. Nasıl ki aspirin yuttuğunda her aspirin yutana benzemiyorsan. Hatta bir keresinde hoşlanmadığın arkadaşınla aynı anda aspirin yutmuş olabileceğine bahse bile girerim. Nasıl aspirin yuttuğunda ona benzemediysen şimdi Ritalin yuttuğunda da ona benzemezsin.

Soru: İlacın bana ne faydası var?

Cevap: İlaç, etkisini gösterdiğinde sana dikkatini daha iyi toplayabilmen için yardımcı olacaktır. Okulda ya da evde böylece daha dikkatli olabilecek ve daha kolaylıkla okuyabileceksin. Ödevlerini daha kolay yapabileceksin. Kardeşlerinle daha iyi anlaşabileceksin. Hatırlamak istediğin şeyleri daha kolaylıkla hatırlayabileceksin.

Soru: İlaç kötü şeyler yapar mı?

Cevap: Bazen, ama kötü şeyler o kadar da kötü değildir; ilacı almayı kestiğinde hemen geçerler.

Bazen ilaç iştahını kapatır, onun için iyi yemek yemeye dikkat etmelisin. Kimi zaman uyumanı da engeller onun için ilacını yatma vaktine yakın almamaya dikkat etmelisin.

Çoğunlukla ilaç kötülük yerine sana çokca iyilik yapacaktır.

Soru: İlaç almak benim deli olduğum anlamına mı gelir?

Cevap: Kesinlikle hayır. Başı ağrıdığında aspirin yutan insanlar ne kadar deliyse, dikkatini toplamaya yardımcı olacak ilacı aldığın için sen de o kadar delisin! yani değilsin.

Soru: Arkadaşım ilaç alarak zayıflık gösterdiğimi, "erkek adamın", ilaca gerek duymayacağını söylüyor, söyledikleri doğru mu?

Cevap: Hayır, doğru değil. Eminim arkadaşın hasta olmamak için aşı oluyordur, bu onun zayıflık gösterdiği anlamına mı gelir? Tabii ki hayır. Örneğin; arkadaşın, daha iyi görmek için gözlük taktığında bu zayıflık mı olur yoksa akıllılık mı? İşte Dikkat Eksikliği Sendromu için ilaç almak daha iyi görmek için gözlük takmaktan ya da daha kuvvetli olmak için vitamin almaktan farklı değildir.

Soru: İlaç almaya daha ne kadar devam edeceğim?

Cevap: Bunu bilemiyoruz. Büyük bir olasılıkla doktorun, yılda bir ya da iki kez ilacı almanı durdurarak hala ihtiyacın olup olmadığını kontrol edecektir. Çocukların bazen yıllarca, bazen de aylarca ilaç almaları gerekebilir.

Soru: Dün, bende Dikkat Eksikliği Sendromu olduğunu öğrendim, bunu erkek kardeşimden nasıl saklayabilirim?

Cevap: Sır saklamak çok zor bir iştir. Eğer bunu gerçekten bir sır olarak saklamak istiyorsan, anne babanın yardımı ile başarabilirsin ama bunun çok zor olacağını da aklından çıkarmamalısın.Neden anne ve babanla konuşup onların bu durumu kardeşine uygun bir dille anlatmalarını istemiyorsun? Eminim anne baban, kardeşinin seninle alay etmesini ya da sana aptal demesini önleyecek bir şekilde ona durumu açıklayabilirler.Kardeşin konuyu bilirse senin hayatın kolaylaşacaktır, ister inan ister inanma belki sana yardımı bile dokunacaktır.

Soru: Dikkat Eksikliği Sendromu olan insanların garip insanlar olduğunu duydum.

Cevap: Duydukların doğru değil.

Bence "garip" sözcüğünü kullanırken çok dikkatli olmak lazım. Tanıdığım bir sürü iyi insan sadece başkalarından farklı davrandıkları için "garip" diye adlandırılıyorlar. Böyle adlandırılmak ise onların kalbini kırıyor. Hiç kimse böyle çağırılmaktan hoşlanmaz, başkalarının kalbini kırmak iyi bir haslet değildir.

Soru: Dikkat Eksikliği Sendromunuz varsa başkalarından daha süratli düşündüğünüz doğru mudur?

Cevap: Bazen, ama bazen de tam tersi olur. Uzun vadede yavaş düşünmekle hızlı düşünmek kendi kendini dengeleyecektir. Kimi zaman, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar o kadar hızlı düşünürler ki; kendi düşünce hızlarına kendileri yetişemezler. Çok hızlı geçen bir trenin kompartımanlarını tek tek göremediğimiz gibi.

Soru: İlacımı bazen almak istemiyorum. Bu mümkün mü?

Cevap: İlacı arada sırada almak yerine hergün aynı zamanda almak daha yararlıdır. İlacını her zaman almak istemiyorsan bu konuyu anne babanla ya da doktorunla konuşmalısın. Belki de ilaç hakkında cevaplandırılmasını istediğin sorular vardır ve bu konuda sana yardımcı olabilecek kişiler onlardır. Doktorun dozajı yada ilaç zamanını ayarlayabilir.

Soru: Aldığım ilaç beni daha akıllı mı yapacak?

Cevap:Hayır. Ama dersini daha dikkatli dinlemene ve ödevlerini daha düzgün yapmana yardımcı olacağı için notların daha iyi olacaktır. İlaç seni daha akıllı yapmayacaktır sadece olan aklını daha iyi kullanmana yardımcı olacaktır.

 

KARDEŞLER ; zavallı şeyler

Kardeşlerin, özel ilgi gerektiren çocuklara verilen ekstra zamanı kıskanmaları az görülen birşey değildir. Ayrıca hiperaktif bir kardeş büyük bir olasılıkla diğer kardeşin eve gelen arkadaşlarına, oynamak istediği oyunlara ya da sevdiği eşyalara da rahat vermeyecektir. Dikkat Eksikliği ile Hiperaktivite Sendromu olan çocuklar çevrelerindeki insanların sabırlarını en son noktaya kadar zorlarlar. Duygusal olarak bağımlıdırlar ve yalnız kalmaktan nefret ederler. Bilgisayar ya da nintendo gibi oyunlarla kendilerini oyalamadıkları süre içinde ailenin ilgisinin odak noktası olmayı hedeflerler. Sosyal ilişkilerinin yetersizliği ve az arkadaş sahibi olmaları sürekli olarak anne baba tarafından oyalanmak isteği doğurur. Doyumsuz olmak eğiliminde oldukları içinde "yeter" kavramı tanımazlar.

Dikkat Eksikliği sendromu olan çocuğunuza ayırdığınız zamana en başından bir sınır koyabilirseniz, örneğin; "saat beş olduğunda sana ayırdığım özel zaman bitecek ve o zaman kardeşinin özel zamanı başlayacak" derseniz, diğer çocuğunuza haksızlık yapmamış olursunuz.

ARKADAŞ EDİNEBİLMESİ İÇİN, ÇOCUĞUMA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİM?

Sosyal davranışların öğretilmesinde her yöntemde kullanılan ana unsur; çocuğa örnek olmaktır. Çocuklar, sosyal davranışlarını taklit yoluyla öğrenirler. Konuşurken kötü sözler kullanmamak, istenen davranışları övgüyle karşılamak, selamlaşma sözcüklerini daima ve güleryüzle sarfetmek, çocukların taklit yoluyla öğrendikleri geçerli sosyal davranışlardır.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar, ebeveynlerinin yüz ifadelerini anlamakta zorlanırlar, ama eğer bu ifadelerin ardındaki manayı anlamak çocuğa öğretilirse; sosyal ilişkilerinde büyük bir gelişme görülür. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukları, istenen davranışları sergilediklerinde hemen övmenin yararını akıldan çıkarmamak gerekir.

Doğru sosyal davranışlar sergileyen çocuklarını anında ve açık bir şekilde öven - göz kırparak, el işaretleriyle ve hatta komik suratlar yaparak - anne babalar bunun yararlarını sosyal ilişkilerin iyileşmesi şeklinde gözlemleyeceklerdir. Çocuğunuzun başarısının sonucunu değil, başarmak için gösterdiği gayreti övmelisiniz.

 

DİKKAT EKSİKLİĞİ SENDROMUNUZ VARSA NELER HİSSEDERSİNİZ?

Bu nasıl bir duygu?

İnsan neler hisseder?

Her şeyden önce,"Dikkat Eksikliği" tanımlamasına karşıyım bence bizde

dikkat eksikliğinden ziyade herkeste dikkat fazlalığı var! Söylemek

istediğim içinde yaşadığımız hayata bir bakın; kim tek bir konuya uzunca bir

süre dikkatini verebiliyor? Banka hesabınızı doğru tutabilmek, sandalyenizde

kıpırdanmadan oturabilmek ve konuşmak için her zaman sıranızı beklemek sizce

gerçekten de akıl sağlığınızın yerinde olduğunun işareti mi? Bana sorarsanız

DE olmayan insanların çoğu tedavisi mümkün olmayan "Her daim sıkıcı

insanlar topluluğunun" doğuştan üyesidirler.

Her ne hal ise, okuduğunuz kitaba göre ad değiştiren "Dikkat Toplayamama

Bozukluğu" yada "Dikkat Toplayamama ve Hiperaktivite Bozukluğu" adlı bir

sendrom mevcuttur. Peki, bu sendromu yaşamak nasıl bir duygu? Bazıları böyle

bir sendromun olmadığını savunuyorlar ama bana inanın, böyle bir sendrom var.

Durumumuzu anlatabilmek için bir sürü teşbih kullanmak olası; Sanki yağmurlu

bir havada cam silecekleri olmadan araba kullanmak gibi; her şey ıslak ve

bulanıktır ama siz önünüzü görmeden süratle gitmeye devam edersiniz. Ya da;

parazitlerle dolu bir radyo istasyonunda en sevdiğiniz programı izlemek

gibi; fırtınalı bir havada iskambil kağıtlarından ev yapmaya çalışmak gibi,

önce kendinizi rüzgardan korumak için bir ev yapmanız gerekir.

Başka bir anlatımla; her dakika omuzlarınıza taşıyabileceğinizden fazla yük

olması gibi. Yapmanız gereken bir iş vardır ama tam o anda aklınıza bir

ikinci iş gelir. Birinciyi bırakıp ona sarılırsınız ama ne ikinciyi ne

birinciyi tamamlayamadan üçüncü bir iş aklınıza gelir. Aradan fazla zaman

geçmeden siz başkalarının gözünde organize olamayan, aklına geldiği gibi

düşünen bir kişi olusunuz. Oysa size yakıştırılan bu hiç kibar olmayan

sözcükler yersizdir çünkü aslında siz elinizden gelen gayreti göstererek

çalışmaktasınızdır. Sanki görünmez ipler sizi bir o yana bir bu yana

çekmekte ve tek bir işin üzerinde odaklanmanızı engellemektedir.

Üstüne üstlük parmaklarınız masada tempo tutmakta, ayaklarınız sallanmakta,

ağzınız bir şarkı mırıldanmakta, gözleriniz bir o yana bir bu yana bakmakta,

gerinmekte, kıpırdanmaktasınız. Doğal olarak karşınızdaki kendisini

dinlemediğinize karar verir oysa siz karşınızdakini dinlediğiniz zamanın

boşta kalan aralıklarını doldurmakla meşgulsünüzdür. Ben yürürken müzik

dinlerken yada kalabalık ve gürültülü bir odada dikkatimi daha rahat

toplayabilirim. Allah beni sessiz kütüphanelerden korusun, neyse ki hep

gittiğim kütüphaneye gelenler DE sendromu olan kişiler; böylece sessizlik yerine,

süre gelen huzur verici bir mırıltı var.

"Dikkat Eksikliği Sendromu" olmak nasıl bir şey? Hem burada, hem orada hem her yerde

olmak. Bir düşünür şöyle demiş; "Zaman her şeyin bir arada olmasını

engelleyen şeye denir." Zaman dakikaları küçük kısımlara ayırarak, her

bölümde tek bir şey yapmamızı sağlar. Dikkat Eksikliği Sendromunda işler

böyle değildir, zaman çöker. DE olan bir kişide her şey bir arada olur,

zaman bir kara deliktir. Bu da kişide bir iç karışıklığına ve hatta paniğe

neden olur. Öncelik gerektiren işlerin sıralanması olanaksızdır. Kişi her

şeyin üstüne yıkılmasını engellemek için hep hareket halinde olmak zorunda

kalır.

Müzeler (Nasıl da konudan konuya atladığımı fark ettiniz mi? Kanalları

sürekli değiştiriyorum. Televizyon seyrederken de aynı şey oluyor. Eşim

çılgına dönüyor. "Bir programı sonuna kadar seyredemezmiyiz?" diyor.) Her

neyse müzeler, benim müze gezmem Salı Pazarını gezmeme benziyor. Biraz

ondan, biraz bundan, aman bu güzelmiş, ama buradaki raflara ne demeli? Çabuk

olmalıyım, koşturmalıyım. Sanatı sevmediğimden değil, sanatı seviyorum. Ama

benim sevme şeklimi görenler yalan söylediğime inanıyorlar. Diğer yandan bir

resmin karşısında uzun zaman oturduğum da oluyor. Bu dakikalarda, DE olan

insanların çoğu gibi bir konuya hiper odaklanabiliyorum. İşte buda bizim

dikkatimizin eksik olduğunu yalanlıyor. Kimi zaman "turbo dikkat"

gösterebiliyoruz; duruma bağlı.

Kuyruklar. Kuyrukta beklemem olanaksız. Bekleyemiyorum. Düşünce ve

duygularımı hemen harekete döküyorum. İşte sonunda burada başlıyor. Durup da

en terbiyeli davranma şekli nasıl olur diye düşünme yeteneğinden yoksunum.

DE olan kişilerin çoğu zaman "densiz" diye nitelendirilmesinin açıklaması

işte bu. Edepli olmak, kişinin harekette bulunmadan önce sonuçlarını

düşünmesi ile doğru orantılı ve DE olan kişiler bu konuda çok yetersiz.

Beşinci sınıftayken matematik öğretmeninin saç şeklini değiştirdiğini görüp,

hemen "Mr. Cook başınızdaki peruk mu?" diye yumurtladığımı hatırlıyorum.

Sınıftan atılmıştım. O zamandan beri aklıma geleni, uygun zamanlarda ve

uygun yerlerde söylemesini öğrendim; ama çok uzun zaman çalışarak. DE nin en

önemli noktası işte bu; hayata uyum sağlayabilmek zaman alıyor. Ama

yapılabiliyor, hem de en iyi şekilde.

Tahmin edebileceğiniz gibi, sürekli konuları değiştirerek, volta atarak,

kaşınarak ve densizlik ederek birisiyle yakınlık kurmayı başarmak neredeyse

olanaksızdır. Eşim, dalıp gitmeme artık alıştı, dikkatimi ona verdiğim zaman

tamamıyla onun olduğumu biliyor. İlk tanıştığımızda deli olduğumu sanmıştı.

Birlikte çıkarken yemeğin sonunda restoranlardan fırlayıp gider,konuşurken

dalıp giderdim. Artık gelip gitmelerime alıştı.

DE olan kişilerin çoğunluğu heyecan verici durumları neredeyse aşerirler.

Ben bir yarış tutkunuyum. Mesleğim olan psikoterapistliğin, değişik insanlar

ve durumlarla karşılaşmamı sağlayan yeminini de çok seviyorum. İşte bu

yüzden DE olan insanlar suçlular ve tehlikeli yaşayanlar arasında büyük bir

çoğunluğu oluşturuyorlar. Ama aynı çoğunluğu her alanda yaratıcı, deneyci,

enerjik ve üretken insanlar arasında da oluşturuyorlar.

Başka bir deyişle, bu işin olumlu bir yönü de var. Genellikle DE den söz

edilirken olumlu yanlara fazla dikkat çekilmiyor, çünkü daima yanlış giden

olumsuz olana dikkat çekmek insanoğlunun doğasında vardır. Bir uzman

tarafından bir çocuğa ya da yetişkine DE teşhisi konduktan sonra

anne-babalar, öğretmenler, arkadaşlar ve meslektaşlar yardımcı olurlarsa

işte o zaman bu yaratıcılık ve üretkenlik su yüzüne çıkar. İstasyon

bulunmuş, ayarlanmış, silecekler çalışmaya başlamış ve fırtına durulmuştur.

Baş ağrısı olan, her sorunun nedeni olan çocuk ya da yetişkin daha önce

yapmaya hiç fırsatı şeyleri yapmaya başlamıştır. Çevresindeki herkesi ve

herkesten kendini şaşırtacaktır.

DE olan kişiler genellikle olağanüstü yaratıcı ve 6. hisleri güçlü

kişilerdir. Başkalarının metodlar çerçevesinde, kurallarla düşünürken

göremedikleri detayları görür ve hissederler. Sonuca nasıl vardıklarını

açıklayamayan, fikirlerinin kaynağını söyleyemeyen ya da nasıl olup ta böyle

bir resim yaptığını bilmeyen ya da bu kestirme çözüme nasıl ulaştığını

yazıya dökemeyen kişiler işte onlardır. Milyon dolarlık işi alıp ta ertesi

günü çözebilen kadın ve erkekler de onlardır. Bir gün gereksiz bir söz ettiği

için okuldan uzaklaştırılan, ertesi gün olağanüstü bir söz söylediği için

ödüllendirilen çocuklar da onlardır. Onlar elleriyle dokunarak, hissederek

öğrenen ve yapmaktan çekinmeyenlerdir.

Onlar, pek çok şeyi hissederek bilme yeteneğine sahiptirler. Çoğumuzun ışık

olmadığı için göremediği şeyleri onlar karanlıkta hissederek bulurlar.

Diğerlerinin , DE olan kişilerde varolan bu "altıncı his" yeteneğine saygı

göstermeleri gereklidir. Eğer çevre sürekli olarak kuralcı, akılcı ve

doğru" olan davranışlarda ısrar ederek 6. hissi yok ederse toplum bundan

büyük zarar görecektir. Onları konuşurken dinlemek yorucudur, ne

söylediklerini anlamak ve toparlamak uğraşmayı gerektirir. Ama onları

ciddiye alır ve anlamaya çalışırsanız şaşırtıcı sonuçları ve çözümleri

anlattıklarını duyarsınız. Söylemek istediğim, konuşma tarzları çoğunluklan

farklı olsa da ve hatta karmakarışık gibi gelse de; sabır ve anlayışla

davranıldığında bundan herkesin karlı çıkacağıdır.

Üstünde durulması gereken en önemli nokta eğer bir uzman hekim tarafından

teşhis konulursa, Dikkat Eksikliği Sendromuna bağlı olan her türlü

olumsuzluğa son verilebilir ya da önlenebilir. Teşhis konulması, "tembel",

"inatçı", "sinir", "rahatsız edici", "imkansız", "patronluk taslayan",

"ukala", "geri zekalı", "aptal" yada tek kelimeyle "kötü" olarak

adlandırılan kişiler için neredeyse huzur vericidir. Bir uzman doktor

tarafından konulan DE teşhisi konuyu toplumsal yargılamadan, nöropsikiyatrik

alanına taşımaktır.

Bu işin tedavisi nedir? Yükselen sesleri susturan bir yöntem. Teşhis,

suçluluk ve kişinin kendini aşağı görmesi yönünde yükselen sesleri

azaltmasına neden olacaktır. Kişinin hayatına, uygun bir takım kuralları

dahil etmesi ilk adımdır. Uzun süreler yerine, kısa süren çalışmalar yapmak,

işleri küçük parçalara ayırmak, listeler yapmak, enerjisini spora

yönlendirmek, dostlarınızdan yardım görmek, size yardımcı olacak

kurallardır. İlaç tedavisi de (bir uzmanın kontrolünde) yararlı bir yardım

elidir. İyi haber tedavinin her zaman yararlı olduğudur.

Sizlerden yardımınıza ve anlayışınıza gereksinmemiz olduğunu söyleyerek

bitirmek istiyorum. Gittiğimiz her yeri dağınık bıraktığımızı biliyorum ama

yardımınızla o dağınıklık çözümler yaratan yollara dönüşebilir. Eğer benim

gibi; gürültücü, hayallere dalıp giden, unutkan, programlanamayan birini

tanıyorsanız; insanların kendisi hakkında söylediği kötü şeylere

inanmasından ve çok geç olmadan, aklınızdan Dikkat Eksikliği Sendromunun ne

olduğunu geçirin.

Dikkat Eksikliği, belirtiler listesi değil bir yaşama biçimidir. Teşhis

konulmadan önce belki de umutsuzluk ve acı dolu bir yaşam biçimi ama teşhis

konulduktan sonra yeni olanaklar ve iyiye doğru bir gelişim şansı olan bir

yaşam biçimi.

Artık umutlu olmak zamanıdır!……….

NEDEN?

Kısaca; Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuğun beyninin ön bölümünde kararlar almasını sağlayan bilgileri taşıyacak kadar yeterli sayıda nörotransmitter yoktur. İşte bu yüzden, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar dürtülerine göre hareket ederler ve dikkatleri de kolayca dağılır.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan birey doğru davranışın hangisi olduğunu bilir mi? Evet, bilgiler beyinde depolanmıştır ve kullanıma hazırdır.

Ama doğru davranışı uygular mı? Her zaman değil. Bu sendromun yoğunluğuna ve beynin karar merkezine hangi mesajların gittiğine bağlıdır.

Davranışların çoğu zaman anlaşılmaz ve şaşırtıcı olmasının nedeni; doğru davranışları bir dakika sonra yanlış davranışların izlemesidir. Çünkü nörotransmitterler her zaman aynı mesajları taşımazlar.

 

4 ÖRNEK

1. Anne, oğluna ödevini masanın üzerine koyduktan sonra mutfaktan bir muz alıp, dersine başlamasını söyler. Murat, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini masaya yerleştirir, mutfaktan muzu alır ve dersini yapmaya başlar. Fırat, (dikkat eksikliği olan çocuk) mutfağa gidip bir elma alır ve söylenenleri unuttuğu için televizyon seyretmeye başlar.

2. Öğretmen sınıfa bir soru yöneltir, Murat, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) elini kaldırarak öğretmenin kendisine söz vermesini bekler. Fırat, (dikkat eksikliği olan çocuk) cevabı bağırarak söyler.

3. Öğretmen aylık ödev verir. Murat, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini bir deftere yazar, hergün bir sayfa hazırlayarak ödevi zamanında bitirir. Fırat, (dikkat eksikliği olan çocuk) son akşam son dakikada ödevi bitirmeye çalışır ve ertesi gün okula ödevsiz gider.

4. Öğrenciler ödevlerini teslim ederlerken, Murat çantasından, üzerine ismi yazılmış ödevini çıkarıp öğretmene verir. Fırat (malum cocuk) okul çantasını karıştırmaya başlar, masasını arar, kitapları açıp kapar ve sonunda bulamadığı ödevi teslim etmez.

YAPAMAZLAR

Yukardaki 4 örnek, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların başarısız oldukları dört konuyu temsil etmektedir. Olumsuz olarak algıladığımız tüm hareketler bu dört konuyla nasıl başa çıkılacağının öğrenilmemesinden kaynaklanır.

Yapamaz 1: Dikkat Eksiliği Sendromu olan çocuklar birden fazla şeyi aynı anda yapamazlar. Yeterli nörotransmitter olmaması çoklu mesajların hatırlanmasını olanaksızlaştırır. Çoklu isteklerin genellikle yalnızca bir tanesi (en zevkli olanı) hatırda kalır. Öğretmenler ve ebeveynlerde basit isteklerin yerine getirilmemesi karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar.

Yapamaz 2: Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar aynı zamanda hem düşünüp hem hareket edemezler. Sadece hareket ederler. Bir hareket ve sonuçlarını aynı anda düşünecek kadar yeterli nörotransmitterlerin olmaması sonuçtan sonuca atlamalarına neden olur. Sorunun nedeni kimyasal dengesizlik olduğu için, Dikkat Eksikliği olan bir çocuğa, düşünerek hareket etmeyi öğretmek fiziksel olarak imkansızdır.

Yapamaz 3: Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuk, uzun ve detaylı işleri küçük parçalara bölemez. Beyin, çoklu direktifleri algılayamadığı için, her işi tek parça olarak algılar. Bu yüzden de sınavlarda başarısızlık ve ev ödevlerinde eksiklik ortaya çıkar.

Yapamaz 4: Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar organize olamazlar. Çoğunlukla önceden planlayıp başlamak yerine bir işten bir işe atladıkları gibi yarı bitmiş ya da bitmiş işleri de yerine ulaştıramazlar.

Dikkat Eksiliği olan çocuk direktife ve uyarıya ancak teker teker karşılık verebilir. Örneğin; Diyelim ki öğretmen bir soru sordu. Doğal olarak ilk tepki soruyu cevaplandırmaktır. Ancak sınıfın kurallarına göre "Önce el kaldırılır ve sessizce söz verilmesi beklenir" Peki, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuk soru sorulduğunda ne yapar? Cevabı hemen yapıştırır çünkü beyninin ön kısmı yalnızca sorunun cevaplandırılması gerektiği mesajını almıştır.

Hedefimiz çocuğun doğru zamanda doğru tepkiyi seçmesini sağlamaktır.

Örneğin; Öğretmen soru sorduğunda bir öğrenci ne yapmalıdır?

Elini kaldırmalıdır.

Öğretmen Dikkat eksikliği olan öğrencisine söz verirse, sorusuna cevap alır mı?

Büyük bir olasılıkla, hayır.

Öğretmen ne yapmalıdır? Çocuk hem düşünüp hem hareket edemiyorsa o zaman öğretmen yapılması gereken işi küçük parçalara bölmelidir. Eğer Dikkat Eksikliği olan öğrenci elini kaldırırsa, öğretmen çocuğa söz verdikten sonra soruyu tekrarlayarak ona düşünebilmesi için zaman tanımalıdır.

Değişiklik, karar alma ve boş zaman faktörleri en aza indirgenmelidir. Böylece çocuğun hipo yada hiper hareket etme olasılığı da en aza indirgenmiş olacaktır. Kısaca söylemek gerekirse Dikkat Eksikliği olan çocukların istenmeyen davranışları, kendilerinden yapamayacakları işler istendiğinde yaşadıkları strese bir tepkidir. İşte bu yüzden stresi azaltın, karar almaya zorlamayın, başarısızlığın sonuçlarını hafifletin ve Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuğun olumsuz davranışlarını safdışı bırakın

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE SENDROMU

OLAN ÇOCUKLARIN TEDAVİSİ

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu olan çocukların tedavisi çok yönlü uygulama gerektirir. Pek çok çocuk için psikostimülan ilaçlar tedavinin önemli bir bölümünü teşkil eder. Davranış terapisi de en az bunun kadar önemlidir. Uzman yardımı olmadan, DEH sendromu olan çocukların çoğu akademik ve sosyal beklentilere ulaşmakta zorlanacaklardır.

DEH sendromu tedavisi medikal, psikolojik ve eğitsel müdahaleler gerektirir. Doktorlar, eğitimciler ve anne babalar elele çalışmalıdırlar. Bu grupta en büyük iş anne babalara düşer çünkü bütün bu organizasyon onlar yapacaklardır.

Çok yönlü bir tedavide şu unsurlar bulunmalıdır:

Davranış yönetimi için anne baba eğitimi

İyi bir eğitim programı

Gerekli olduğunda tek başına ya da hep birlikte terapi

Gerekli olduğunda ilaç

İLAÇ

DEH sendromu belirtileri tedavisinde en yaygın olarak kullanılan ilaç psikostimülanlardır. DEH sendromu belirtileri gösteren çocukların %80 i ilaca karşılık verir. Bu ilaçlar dürtüsel davranışları ve hiperaktiviteyi kontrol altına alırlar. Tedavide kullanılan ilaçlar Ritalin,(metilfenidat)--en fazla kullanılan-- Dexedrine (dextroamfetamin) ve Cylert (pemolin) dir.

Her çocuk için ilacın dozu farklıdır ve doğru dozun bulunabilmesi için değişik dozlar uygulanırken yakın doktor kontrolü gereklidir.

Psikostimülanların en fazla görülen yan etkileri: iştahsızlık, kilo kaybı ve uykuya dalmakta zorluktur. Bu yan etkiler genellikle ilacın dozu değiştirilerek kontrol altına alınabilir.

DAVRANIŞLARIN DEĞİŞİMİ

Anne baba eğitimi, davranış yönetimi teknikleri, özel olarak düzenlenmiş eğitim kuralları--bunların hepsi DEH sendromu olan çocuğun kendinde eksik olan yönleri geliştirerek okulda, evde ve arkadaş ilişkilerinde başarılı olmasını sağlamak içindir. Bir kez çocuk, anne, baba ve öğretmenler çocuğun nörobiyolojik bozukluğunun farkına vardıktan sonra başarısızlık yüzünden yaşanan mutsuzluklar son bulacaktır. En önemli nokta uyum sağlamak ve hedef de artan başarı olacaktır.

Davranışların istenen şekile yönlendirilmesinde en etkili yöntem; istenen davranış gösteren çocuğu ödüllendirmektir.

ANNE - BABALAR İÇİN

DİSİPLİN KURALLARI REHBERİ

Disiplin denince pek çok kişinin aklına ceza gelir.

Ancak disiplin ceza vermek değil, eğitmek, bilgilendirmektir. Pozitif yöntemlerle yapılan bu eğitimle çocuk özgüvenini ve kendi hareketlerini kontrol edebilme yetisini kazanır.

- Çocuklar için disiplin neden gereklidir?

Sizler çocuklarınızın ilk öğretmenlerisiniz.Disiplin kurallarını koyarken zorlanabilirsiiniz. Bu nedenle disiplin neden gereklidir sorusunu cevaplayarak sizlere yardımcı olmak istiyoruz.

- Onları korumak için.

Genellikle büyükler çocuklarını kazalardan - kötülüklerden korumak için (disiplin kurallarına) başvururlar.

Örneğin, bir anne çocuğunu yanan sobadan uzak tutmak için onu uyarır; "Sobaya yanaşma, yanarsın,canın çok acır."

- Sosyal beceriler

Disiplin kuralları çocukların başkaları ile ilişki kurmasını kolaylaştırır. Kendi hareketlerini kontrol edebilme becerisini onlara kazandırarak güven duygularını güçlendirir. Örneğin 12 yaşında bir çocuk okul kurallarını arkadaşına hatırlatarak onu uyarır ve doğacak bir problem veya çatışmayı ikisi için de engelleyebilir.

SINIRLARINI BİLMEK

Disiplin, çocukların kabul edilen davranışları anlamalarına ve hareketlerinin nerede başlayıp nerede bitmesi gerektiğini algılamalarına yardımcı olur. Örneğin, altı yaşında bir çocuk yuvada sırasını beklemeyi, söz alarak konuşması gerektiğini öğrenir.

DİSİPLİNİN FAYDALARI

- Düşünerek kurallara uygun davranma becerisini geliştirme,

- Hareketlerinin doğuracağı sonuçları mantık çerçevesinde algılamala,

- Okul veya okul dışında başarılı bir yaşam sürdürmelerini sağlayacak bilgi ve kuralları öğrenme,

- Diğerlerinin de uyduğu ortak kurallara göre davranma,

- Aile ve toplumun değer yargılarını anlamalarına yardımcı olur.

"Disiplinin amacı, çocukların problemler karşısinda kurallara uygun ve mantıklı çözümler üretmelerini sağlamaktır."

DİSİPLİN CEZA DEĞİLDİR

Disiplin ve ceza aynı şey değildir. Araştırmalar vurmak, tokat atmak veya sözel saldırılarla disiplinin sağlanamadığını gösteriyor. Bu tip cezalar kısa dönemde hızlı sonuç veriyor gibi gözükse de uzun dönemde kalıcı zararlar doğurmaktadır. Fiziksel cezalar utanç ve umutsuzluk duyguları yükleyerek çocuğun kendisine saygısını yitirmesine neden olabilir. Ayrıca çocuğa şiddetin geçerli ve uygun bir davranış olduğu, güç kullanarak istediklerini elde edebileceği kavramı öğretilmiş olacaktır.

Çocuklara doğru davranışı öğretirken ceza yerine, nasıl davranıp nasıl davranmayacaklarını ve bunların nedenlerini açıklamak gerekir. Büyükler yasaklar yerine geçerli olan davranışların altını çizmelidirler.

Örneğin, "Giyeceklerini yere atma" yerine "Lütfen giyeceklerini yerden kaldır çünkü yeri süpürmem gerekiyor." demelisiniz.

Anne- baba ve okul disiplini :Evde uygulanacak disiplin okuldaki davranışların temelini oluşturur. Okul disiplini de ev disiplin kurallarının bir uzantısı olmalıdır. Okuldaki bir disiplin problemi aile-çocuk ve öğretmenle birlikte çözülmelidir. Birlikte bulunan bu çözümler çocuğun kendini istenilen şekilde disipline ederek kurallara uymaya teşvik edecek ve düzgün okul-çalışma alışkanlıkları oluşturmasını sağlayacaktır. Aileler okul kurallarını bilmeli ve desteklemelidirler.

Araştırmalar, aile-öğrenci-öğretmen ve idarecilerin beraberce kuralları oluşturmasının en iyi sonuçları verdiğini göstermiştir. Bu şekilde çocuklar disiplin kurallarını kendi kendine uygulamaya teşvik edilmektedir.

Çocukların bu kuraları açık bir şekilde anlamalaını sağlamak için "anlaşılır" yazılı bir form oluşturmakta önerilebilir.

"Çocukların davranışlarını olumlu yönlendirmek için açık kurallara ve istikrarlı bir tutuma ihtiyaç vardır. Okulda ve evde en etkin kurallar, öğrenci-aile-öğretmen ve okul tarafından alınmış ve tatbik edilenler olacaktır."

ANNE BABALAR İÇİN DİSİPLİN İPUÇLARI

İyi örnek olun. Eğer çocuğunuzun problem çözmek için şiddete başvurmasını istemiyorsanız fiziksel ceza vermeyiniz

Sınırları çiziniz ama çok sayıda kural koymayınız.

Bir kural koymadan önce kendinize şunları sorunuz:

Bu gerekli mi?/ Bu kural çocuğun sağlık ve güvenliğini sağlıyor mu?/ Başkalarının haklarını ve mallarını gözetiyor mu?

Kurallar basit ve anlaşılır olsun.

Aile Kuralları oluşturulurken çocuk ta katılırsa onları daha dikkatle uygulayacak, daha az çiğneyecektir.

Çocuklar bir kuralı ihlal ettiğinde sonucunun ne olacağını iyi anlamalıdırlar. Örneğin, 4 yaşındaki çocuğunuzun tek başına karşıdan karşıya geçmesi yasaksa ve o bu kuralı ihlal ederse cezasını uygulamaya kararlı olmalısınız.

Esnek olun. Bu kurallar çocuklar küçükken geçerlidir. Ancak onlar büyüdükçe daha fazla özgürlük isterler.

Unutmayın, her çocuk farklıdır. Onların kendilerini kontrol etme becerilerini geliştirmelerine izin verin. Küçük çocuklar her zaman kurallara tamamen uyacak beceriyi gösteremeyebilirler.

Örneğin, yemekten önce kurabiye yemesine izin verilmeyen 5 yaşındaki çocuğunuz direnirse kurabiye kavanozunu göz önünden kaldırara, ona sizce uygun başka bir yiyecek teklif edin.

Çocuğunuza, sizi ve başkalarını rahatsız eden davranışları olursa hemen söyleyin. Problemleri biriktirmeyin. Kararlı olun.

Ailenin diğer bireyleriyle de disiplin kuralları konusunda hemfikir olun. Bu şekilde çocuk kurallara uymadığı zaman neler olacağını bilecektir.

Çocuklarınızın iyi davranışlarını, başarılarını övün. Onun çabalarını takdir ettiğinizi bilsin.

Çocuğunuzla güç savaşına girmekten kaçının.

Disiplin, kazanan ve kaybedenin olduğu bir oyun değildir. Siz çocuğunuzun kurallara uymasını beklersiniz, o sizden dürüstlük bekler.

Onun sizinle aynı fikirde olmayacağı zamanlar olacaktır. Buna saygı gösterin, pozitif öneriler getirin. Eleştirmeyin. Eleştirmek ve dırdır etmekle çocuğunuzun gücenmesine, kızgın olmasına veya kendini aşağılamasına neden olabilirsiniz.

Bağımsızlık duygusunu ve sorumluluk almasını destekleyin.

Espiri anlayışınızı kaybetmeyin.

Onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. Uygun davranmadıklarında çocuğunuzu değil, o davranışı sevmediğinizi açıkca belirtin ki sevginizden şüphe duymasın.

 

ANNE BABALAR İÇİN HİPERAKTİF ÇOCUKLARIN VE GENÇLERİN ÖZDEĞERLERİNİ GELİŞTİRMEYE YÖNELİK YÖNTEMLER

Özdeğer, çocukların ruhsal hayatının en önemli parçasıdır. Özdeğerin iyi gelişmiş olması hayatın gereklerini yerine getirebilmekle yakından ilgilidir ve strese karşı koruyucu bir etkendir.Özdeğer eksikliği ise olumsuz davranışlara ve okuldaki başarısızlığa yol açar. Dikkatsizlik,düşüncesizce hareket etme ve aşırı hareketliliklerinin bir sonucu olarak Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu görülen çocuklar ve gençler özdeğerle ilgili problemler geliştirme riski taşırlar. Hiperaktif çocukların çoğu çevreden olumsuz tepkiler alırlar. Böylece hiperaktif çocukların kendilerine bakış açıları son derece olumsuz olabilir: "Ben işe yaramazın tekiyim, anne-babama acı çektiriyorum." gibi. Bunu açıkca ifade etmeseler bile davranışları giderek kendilerine bakış açılarıyla adeta uyum sağlar ve gerçek bir "yaramaz" ve "başbelası" gibi davranmaya başlayabilirler. Kendilerine olumlu bakmalarını sağlamak, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu olan çocukların kendilerini daha iyi hissetmelerine ve davranış kusurlarını azaltmalarına yardımcı olabilir. Anne babalar ve diğer önemli yetişkinler özdeğeri arttırmada hayati bir rol oynayabilirler.

Özdeğer araştırmalarında çocuklarda yetersiz özdeğerle bağlantılı birçok önemli etken belirlendi:

1.Olumsuz veya gereksiz düşünmek.

2.Duyguları ifade etme ve problem çözme gibi önemli beceri eksiklikleri.

3.Çocukla yaşayan ve onunla iletişim kuran anne-babalardan ve diğerlerinden gelen olumsuz ve sürekli eleştirici görüşler.

ÇOCUĞU GEREKSİZ DÜŞÜNMEKTEN VAZ GEÇİRİN

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu olan çocuklar günlük hayatta başlarına gelen olumsuz olaylar yüzünden zamanla herşeye olumsuz bakar hale gelirler. Özdeğer yetersizliğine özgü dört çeşit olumsuz düşünce tanımlanmıştır.Bunlar:

1.Kendini katı biçimde yargılamak.(Örnek:Ben dünyanın en tembel öğrencisiyim.)

2.Başkalarından aldığı olumsuz tepkileri fazlasıyla genelleştirmek.(Örnek:Öğretmeninden azar işittiği zaman 'Beni zaten hiç kimse sevmiyor.')

3.Önemli konulardaki başarısızklara çok fazla takılmak.

4.Kendini hataları yüzünden suçlamak,başarılarındaki payını azımsamak.

Kafası bu şekildeki düşüncelerle dolu olan çocuklara:

*Kendi olumsuz düşüncelerini tanımlamaları,

*Bu düşüncelerin gereksiz olduğunu öğrenmeleri,

*Bu gereksiz düşüncelere daha işe yarar düşüncelerle karşı koymaları öğretilebilir.

Anne-babalar çocuklarına olumsuz düşüncelerini belirlemelerinde; bunları anlamalarında yardımcı olabilirler. "Neden böyle düşünüyorsun?" ya da "Böyle düşündüğünde neler hissediyorsun?" gibi sorular sorarak çocuğun bu olumsuz düşünceleri ve bunların harekete geçirdiği duyguları değerlendimesini sağlayabilirler. Çocuklarının gereksiz düşünceler yerine yararlılarını düşünmesine yardımcı olabilirler.Örneğin; "Ben işe yaramazın tekiyim." diye düşünen bir çocuğa, bu olumsuz düşüncesine karşılık iyi davrandığı durumlardan örnekler verilebilir. Taklit etmelerini ya da olumlu düşünmeyi örnek almalarını sağlamak anne-babaların çocuklarının gereksiz düşüncelerini değiştirmeleri için başka bir yoldur. Anne-baba kendisinin gereksiz düşünce sergilediğini farkederse; örneğin; "Pes ediyorum. Her şeyi denedim. Daha fazla yapabileceğim bir şey yok." yüksek sesle konuşabilir. Diğer bir örnek; "Bu durumu bir mazeret olarak kullanamam. Hayatımın sorumluluğunu üstlenmeliyim."

Hatalarla ve başarısızlıklarla başa çıkmayı öğrenmek hiperaktif bir çocuk için özellikle önemlidir. Çocuk bir hata yaptığı zaman utanmamalıdır. Bunun yerine,eğer gerekliyse,çocuğa bu hata için bir yaptırım uygulanmalı ve bu durumda ne ders çıkarılabileceği sorulmalıdır.Unutmayınız ki ;herkes hata yapabilir ve hata yapmak doğaldır.

Çocuğa hata yapmanın aptal ya da kötü olmak anlamına gelmediği öğretilmelidir. Anne-baba başarısızlıkları ön plana almamalı, çocuğa önemli olanın denemeye devam etmek olduğunu vurgulamalıdır. Çocukların başarılarında kendi paylarını görmelerine ve güçlerini geliştirmelerine yardımcı olmalıdır. Böylece çocuklar kendilerini daha iyi hissederler ve hatalarının, başarısızlıklarının üstesinden gelirler.

ÖNEMLİ BECERİLERİ ÖĞRETİN

Kişinin kendisini nasıl hissettiğini ifade edebilmek çok önemli bir beceridir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu olan çocuklar, duygularını anlamakta ve anlatmakta zorlanırlar. Duygularını ifade edecekleri yerde, onları gizleyebilir ya da 'patlayabilirler'. Duyguları ifade etmek her zaman işe yaramasa da, çocukların sorunlarla başa çıkmasına ve kendilerini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir. Çocukları her tür duyguyu ifade etmeye cesaretlendirmek önemlidir. Bunun için çocukların dil becerilerini geliştirmeleri gerekir. Çocuklar anne-babalarının davranışlarını örnek aldıkları ya da taklit ettikleri için, anne-babaların kendi duygularını açıkça ifade edebilmeleri çok önemlidir. Anne-babalarının duygularından uygun şekilde bahsettiklerini görünce, kendileri de muhtemelen böyle yapacaklardır. Çocuğun günlük olayları bunlar hakkında ne hissettiğini yazdığı bir duygu günlüğü tutması da ona yardımcı olabilir. Böyle bir yöntem, hissettiklerini belli olaylara bağlayarak, çocuğun bu duyguların nereden geldiğini anlamasını sağlar.

Sosyal sorunları etkili ve uygun bir şekilde çözebilmek ayrı bir hayat becerisidir. Etkili sorun çözmek, sorunla karşılaşınca onu tanımlayabilmek, harekete geçmeden önce durmak ve düşünmek ve sorunu çözmek için bir eylem planı yapabilmeyi gerektirir.

Hiperaktif çocuklar atılgandırlar. Tam da bu yüzden alternatif yolları, davranışlarının sonuçlarını düşünemezler. Bir çözüme kalkıştıklarında plan izlemeyebilir ya da planlarının işleyip işlemediğini değerlendiremeyebilirler. Ama hiperaktif çocuklara sorunların birden fazla çözümü olduğunu görmeleri ve iyi seçimler yapmaları için yol gösterilebilir. Aşağıdaki beş-basamaklı yöntem çeşitli sorunları çözmek için kullanabilir:

1.Dur!Sorun nedir?

2.Planların neler?

3.En iyi plan hangisi?

4.Planı uygula.

5.Plan işe yaradı mı?

Anne-babalar çocuklarının sorun çözmeyi öğrenmesine,onları bu yöntemi uygulamaya teşvik ederek yardım edebilirler.

ONU ÖVÜN VE İLGİ GÖSTERİN

Hiperaktif çocuklarda özdeğer, onların çevrelerindeki kişilerle, özellikle de anne-babalarıyla nasıl iletişim kurdukları ile ilgilidir. Eğer anne-baba çoğunlukla çocuğun olumsuz davranışları üzerinde duruyorsa, çocuk çevresinin kendisini kötü biri gibi gördüğünü düşünür. Bu da özdeğer eksikliğiyle sonuçlanır.Örneğin, sürekli çocuğun okuldaki başarısızlığı üzerinde durulursa, çocuk kendini tembel bir öğrenci olarak görmeye başlar ve iyi olduğu yanları görmeyebilir. Aksine, başarıları üzerinde durmak çocuğun kendini daha iyi hissetmesini sağlar. Olumsuzların varlığında bile olumlu eleştirilerin arttırılması çocuğun güçlü ve zayıf yanlarını belirlemesine ve kendine iyi bir bakış açısı geliştirmesine izin verir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu olan çocuklarla iyi ilişki kurmanın temel yolu, onların olumlu davranışlarını farkedip desteklerken olumsuz davranışlarına daha az dikkati çekmektir. Olumlu bir anne-baba çocuk ilişkisi için, iyi davranışlar, anında ve sık sık övülmeli, ödüllendirilmelidir.Yalnızca büyük değil küçük şeyler için de olumlu eleştirilerde bulunulmalıdır. Çocuğu, onun tercihleri doğrultusunda teşvik edin. Bunlara ek olarak, çocukla çeşitli aktivitelerde bulunmak için zaman yaratmak çok önemlidir. Böyle zamanlar anne-baba çocuğun birbirlerini dinlemeleri ve anlaşmaları için iyi bir fırsattır. Ama anne-baba ve çocuk beraber yapılacak aktiviteleri seçerken eşit söz hakkına sahip olmalıdırlar.

ÖZET

Özdeğer, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu görülen çocuklar ve gençlerde hayatın gereklerini yerine getirebilmeyi açıkça etkiler. Her hiperaktif çocukta özdeğer yetersiz olmasa bile çocuklar bu alanda problem yaşama riski taşırlar. Onların kendilerini nasıl algılayıp, ne kadar değer verdiklerini izlemek önemlidir.

Bu çocukların özdeğer problemi geliştirmelerini engellemek ve kendilerine iyi bir bakış açısı oluşturmalarını sağlamak için:

1.Gereksiz düşünceyi bıraktırın.

2.Duygularını ifade etmek ve problem çözmek gibi becerileri öğretin.

3.Olumlu iletişim kurun.

Bu makalede sunulan yöntemler anne-babalara yukarıdaki amaçları gerçekleştirebilmeleri için yardımcı olmaya yöneliktir.Çocuklarının özdeğerleri ile ilgili soruları ya da endişeleri olan anne-babaların daha fazla bilgi için kendi doktorları ya da bir ruh sağlığı uzmanı ile görüşmeleri teşvik edilmelidir.

(taslak çeviri ã 1999 yankı yazgan ve mütf-genpab tıp öğrencisi araştırma grubu)

ONA, "DALGIN", "ERKEK FATMA" YA DA "GEVEZE SAKSAĞAN " MI DİYORLAR?

oysa....

KIZINIZDA, FARKINA VARILMAMIŞ, DİKKAT EKSİKLİĞİ SENDROMU OLABİLİR........

Günümüzde Dikkat Eksikliği Sendromu denilince ilk akla gelen; hiperaktif bir erkek çocuğudur. Dikkat Eksikliği Sendromu olan erkek çocuklar, sınıf ortamında hemen göze çarpar ve gerekli önlemler alınırken, kızlar hiç göze batmamaktaırlar. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar için hazırlanmış araştırma sorularının çoğunluğu, erkek çocuklarda görülen, hiperaktivite, dürtüsel davranma ve asilik gibi belirtilerin tanımlanmasına yönelik olarak düzenlenmektedir. Kız çocukların yalnızca çok az bir bölümü-yalnızca erkek çocuklarda görülen belirtileri gösteren bölümü-Dikkat Eksikliği Sendromu için test edilmektedir. Bir uzmana gönderilen erkek çocukların sayısı; her kız çocuğa karşılık dört ya da beştir.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan kız çocukların çoğu, farklı belirtiler gösterdikleri için tanı konulmadan yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. En belirgin farklılık; kız çoçukların daha az asi olması, daha az karşı çıkmaları, kısaca erkek çocuklarla kıyaslanınca daha az "zor çocuk" olmalarıdır. Maalesef daha sakin oldukları için kayba uğruyan kız çocuklardır. Evde ya da okulda disiplin sorunları yaşayan erkek çocuklar hemen göze battıkları için gerekli tedaviyi görüyorlar. Anne babalar ve öğretmenler, sorun yaratan çocukların hemen iyileştirilmesini istiyorlar. Kızlarsa daha uysal oldukları için farkına varılmadan ve hiçbir zaman başarabilecekleri seviyenin üst noktasına ulaşamadan bir sınıftan diğerine savrulup duruyorlar. Dikkat Eksikliği Sendromu olan erkek çocuklarda görülen belirtileri sergileyen kız çocukları da var ama ya göstermeyenler?

Dikkat Eksikliği Sendromu olan "Erkek Fatmalar"

Hiperaktif kız çocukları, genellikle "erkek Fatma" olurlar. Hareketli, tehlike unsuru fazla aktivitelere meraklı, erkek kardeşleri ve mahalledeki diğer erkek çocukları ile oynamaktan hoşlanan çocuklardır. Futbolu, yüzmeyi ve ata binmeyi evcilik oynamaya tercih ederler. Ancak Dikkat Eksikliği Sendromu olan erkek çocukların aksine evde yardım etmekten hoşlanırlar ve okulda öğretmenlerini memnun etmek için daha fazla gayret gösterirler. El yazıları okunaksız olabilir. Genellikle dağınıktırlar. Anneleri, babaları ve öğretmenleri ise çocuğun Dikkat Eksikliği Sendromu olabileceğinden şüphelenmek yerine onları disiplinsiz ve tembel olarak nitelendirirler.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan "Dalgınlar"

Dalgın, kız çocukları genellikle utangaç hayalcilerdir. Derslere dikkatlerini vermediklerini fark etmek çok zordur çünkü dikkat çekmemek için özel gayret gösterirler. Dikkat Eksikliği Sendromu olan sessiz kız çocukları dersi dinler gibi görünseler bile akılları binlerce kilometre uzakta olabilir. Bu çocuklar okuldan hoşlanmazlar. Okul ödevlerini ya unuturlar ya da bitiremezler ve ödevleri verme zamanı yaklaştıkça büyük bir endişeye kapılırlar. Ders çalışmak için odalarına kapandıklarında eğer yanlarında onları gözlemek için biri olmazsa masa başında sessizce hayal kurarlar. Çabucak pes etme ve diğer kızlara kıyasla daha yavaş hareket etme eğilimindedirler. Bu kız çocuklardan bazıları korkak ve depresiftirler ve olduklarından daha az akıllı bir görüntü sergilerler.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan "Geveze saksağanlar"

Dikkat Eksikliği Sendromu belirtileri gösteren üçüncü bir gruptaki kız çocuğu hem hiperaktif hem de dalgın özellikler gösterir. Yalnızca dalgın olan gruptaki kız çocuklardan daha hareketli olmalarına karşın "erkek Fatma" da değildirler. Kolayca heyecanlanırlar, çok duygusaldırlar, çok konuşurlar ve gülünç olabilmek için "saçma" davranırlar. Çok konuşmaktan dolayı disiplin cezası bile alsalar, sessiz kalamazlar. Konudan konuya atlayarak konuşurlar ve karşılarındakinin sözünü sürekli keserler. Aktif, konuşkan ve eğlenceli insanlar oldukları için doğal olarak sosyal liderler haline gelirler. Yeniyetmelik çağlarında, okuldaki başarısızlıklarını hiper-sosyal davranarak ya da büyük riskler alarak-sigara, içki içmek, küçük yaşta aktif seks yapmak gibi- örtmeye çalışırlar.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan Zeka Düzeyi Yüksek Kızlar

Bu gruptaki çocukların- Dikkat Eksikliği Sendromu - fark edilmesi en zor olanlardır. Kızınızın zeka düzeyi ne kadar yüksek olursa okulda yaşanan sorunlar o kadar geç ortaya çıkacaktır. Zeka düzeyi yüksek kız çocukları, ortaokula ve hatta liseye başlayana kadar durumu idare ederler. Daha fazla organizasyonun, konsantrasyonun ve araştırma becerisinin gerektiği yüksek sınıflarda ise sorunlar kendilerini belli edeceklerdir.

Teşhis Konulmamasının Yüksek Bedeli

Dikkat Eksikliği Sendromu oldukları halde teşhis konulmamış kız çocukları bunun bedelini kaytarıcı, uyurgezer ya da okuyamayacak kadar aptal diye adlandırılarak öderler. Yalnızca okulda başarısız olmakla kalmaz diğer alanlarda da gerekli sebatı gösteremedikleri için yarıda bıraktıkları işler yüzünden kendilerine olan güvenlerini kaybederler.

Kızınız Bunlardan Kaç Tanesine "Evet" Diyor?

Sınıftaki ödevlerimi zamanında tamamlıyamıyorum.

Sınıfta hayale dalıyorum.

Öğretmeni dinlemeye çalışsam bile, dalıp gidiyorum.

Tezkeremi ya da izin kağıtlarımı hep evde unutuyorum.

Ödevlerimi hep son dakikada yapmaya çalışıyorum ve ödevlerimi geç veriyorum.

Ödevlerimi tamamlamakta çok zorlanıyorum.

Ödevlerimi yapmak için gerekli kitapları okulda unutuyorum.

Arkadaşlarımdan daha çabuk kırılıp, üzülüyorum.

Bazen herşeyde başarısız olduğum duygusuna kapılıyorum.

Heryere geç kalıyorum.

Çevremde insanlar varken, dikkatimi toplamakta zorlanıyorum.

Arkadaşlarım benimle dalga geçiyor.

Annem, babam ve öğretmenlerim beni tembel olmakla suçluyor.

Diğer kızlardan farklı olduğumu hissediyorum.

Okul çantam her zaman karmakarışık.

Odam ise bir felaket.

"Kızımızda belki Dikkat Eksikliği Sendromu vardır" diyorsanız ne yapmalısınız?

Teşhisi kendiniz koymak yerine, çocuğunuzu mutlaka bir profesyonel uzmana götürmelisiniz. Eğer kızınızın yapabileceğinden daha azını yaptığını düşünüyorsanız ya da burada okuduğunuz tanımlar kızınızın tanımına uyuyorsa, içgüdülerinize güvenmeli ve onu bir doktora götürmelisiniz. Kızınızın öğretmeni size karşı çıkabilir çünkü büyük bir olasılıkla erkek çocuklardaki Dikkat Eksikliği Sendromu belirtilerini fark etmeye şartlanmıştır.

Kızınıza, ne kadar erken teşhis konur ve ne kadar erken tedaviye ve destek verilmeye başlanırsa ona o kadar faydalı olacaktır. Kızınızın, yapabileceklerinin en iyisini yapmasına, yeteneklerinin farkına varmasına ve kendisini iyi hissetmesine olanak tanımalısınız. Bir sürü kız çocuğu ciddiye alınmadan büyüdü, büyüyor; kızınızın onlardan biri olmasına izin vermeyin!

Dr.Kathleen G.Nadeau

 

Dikkat Eksikliği Sendromu Cinsler Arasında Farklılık Gösterir mi?

EVET.

Sari Solden, "Kadınlarda Dikkat Eksikliği Sendromu" adlı kitabında şöyle yazıyor;

"Kız çocuklardaki, Dikkat Eksikliği Sendromu çoğu zaman hiç fark edilmez; çünkü onların çoğunluğu hiperaktif davranışlar sergilemez ve kimsenin başına dert olmazlar; bu yüzden de kimsenin dikkatini çekmezler. Kız çocukların gösterdikleri belirtiler, herkesin aklında yer etmiş olan, hiperaktif deyince hemen akıla gelen "düz duvara tırmanan erkek çocuğunun" belirtilerinden çok farklıdır. İşte bu yüzden, kzlar, organize olamamak ve herşeyin üstlerine üstlerine geldiği şikayetleri ile doktora gittiklerinde bile büyük bir olasılıkla onlara konulacak teşhis Dikkat Eksikliği Sendromundan ziyade depresyon olacaktır."

Hallowell ve Ratey, DE Sendromunun, erkek çocuklarda kız çocuklara oranla üçe bir daha fazla görüldüğünü söylerken bir başka kaynak "ADHD Owner's Manual" bu oranı beşe yedi olarak vermektedir.

 

HAYATIMIZI KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN BASİT ÇÖZÜMLER

Anne baba olarak, hepimizin en büyük amacı çocuğumuzun özel yeteneklerini geliştirmektir.

1. Çocuğunuza amacına yönelik seçenekler önerin ve kendi başına bir seçim yapması için cesaretlendirin.

Örnek: Ödevini bitirmesi gerekiyorsa, "Ödevini bitirmek için on dakika mı yoksa on beş dakika mı gerekli? " ya da;

"Ödevini ne zaman bitirmek istiyorsun: okuldan gelince mi, yoksa yemekten sonra mı? Böylece arkadaşın oynamaya gelebilir."

Bu tür sorular, seçeneği çocuğa bırakarak, yapacağı işler üzerinde bir miktar kontrol edinmesini sağlayacaktır.

2. Olumlu sonuçlar istiyorsanız olumlu yaklaşımlarda bulunun.

"Benimle bu tonda konuşma !" demeyin, ama onun yerine "Bu konuyu bana daha kibar davranacağın bir zamana erteleyelim." demeyi deneyin.

"Benimle münakaşa edemezsin" demek yerine, "Bu konuyu kavgamız bittiği zaman tartışmayı tercih ederim." deyin.

"Buraya bak!" yerine "Beni dinlediğine emin olduğun zaman tekrar başlayacağım."demelisiniz.

Konuştuğunuz dil olumlu olursa onun da tavrı olumlu olacaktır. Çocuğunuzun, sesinizin tonunu ve mimiklerinizi kolayca anladığını aklınızdan çıkarmamalısınız. Onunla cevap vermesini istediğiniz tonda konuşmalısınız, davranışlarındaki değişikliği hemen fark edeceksiniz.

3. Sorun yaşanan durumlarda, kısa dönem unutkanlığın üstesinden gelebilmek için "hatırlatıcı" ipuçları kullanın.

Örneğin; Başkalarına bağırıp, vurduğunda, "Kendini kontrol edebildiğini bana gösterdiğin zaman ne istediğini konuşabiliriz."

4. Değişiklik yaşanacağı zaman, çocuğunuzu önceden uyarmayı unutmamalısınız. Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuk, dikkatini bir aktiviteden bir başkasına vermesi gerektiği zaman; kaybolmuşluk, endişe ve aşırı uyarılma duyguları yaşar. Değişiklik yaşanan bu zamanlar dikkatle ele alınmalıdır.

Örneğin; Ertesi gün okul gideceği günlerin akşamında, 20:30'da yatakta olmasını istiyorsanız, 20:15'de "Sana kitap okuyabilmem için, on beş dakika içinde dişini fırçalayıp yatağa girmelisin."

Sabahları hazırlanıp, vaktinde kapıdan çıkabilmesi için ona bir tekerleme öğretebilirsiniz, örneğin; "İki, dört, altı, sekiz çanta, öğle yemeği, ödev ve bekle...." Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların çoğu müziğe çok yatkındır ve melodileri kolayca öğrenirler, ya da;

Evde yapması gereken işler basamak basamak yazılarak bir yere asabilirsiniz.

5. Soğukkanlılığınızı kaybetmemelisiniz. Herkesin sabrının bir sınırı vardır, kendinize bir destek bulun.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların en iyi dinledikleri konuşma tarzı "öylesine" yapılmış sohbetlerdir. Öfkenizi gösterdiğiniz anda aynı tarzda bir tepki görürsünüz ve bu da sevimsiz kavgalara yol açar. Çevrelerindeki uyarılara çok açık olmaları, sizin ruh halinizi hemen "yakalamalarına" ve aynı şekilde size karşılık vermelerine neden olacaktır.

6. Kafasını taktığı ya da gereğinden fazla tekrarladığı hareketler konusunda, sizinle konuşmasının normal olduğunu ona aşılamaya çalışmalısınız. Bu hareketler, çocuk yorgun olduğu zamanlarda had safhaya ulaşacaktır. Böyle anlarda rahatlamasını sağlamak için çeşitli yöntemler denemelisiniz.

7. Fiziksel yan etmenlere önem vermelisiniz. Araştırmalar, ruhen mutlu olmanın iyi beslenme ve yeterli sporla münkün olduğunu ispatlamaktadırlar. Bu etmenler özellikle Dikkat Eksikliği olan çocuklarda büyük önem taşımaktadır. Karbonhidratlı yiyeceklere alışkanlık derecesinde bağımlılık gösteren çocuklar, spor aktiviteleri ile hiperaktiviteye yol açan baskılardan arınırlar. Ancak takım sporlarına katılmak, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar için nredeyse olanaksızdır; bu yüzden kişisel yapılan sporlar, örneğin; ip atlamak, koşmak ya da bisiklete binmek önerilmelidir.

Bütün bunlara ek olarak, aklınızdan çıkarmamanız gereken en önemli nokta; kendi kendinize iyi davranmazsanız, çocuğunuza da iyi davranamayacağınızdır. Kendinizi iyi bir ebeveyn olamadığınızı düşünerek asla suçlamayın. Yaptığınız işin, dünyadaki en zor ve stresli işlerden biri olduğunu unutmayın. Yetişkin hayatlarında başarılı olmuş pek çok insanın çocukluklarında Dikkat Eksikliği Sendromu olduğunu daima hatırınızda tutun ve sevginiz ve inancınızla, çocuğunuzun ilginç ve mutlu bir insan olabilmesi için tüm becerilerini kullanabilmesine yardımcı olmaya çalışın.

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret240603
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.80725.8305
Euro6.72416.7510
Hava Durumu
Anlık
Yarın
19° 28° 17°
Saat
Takvim